31 Ocak 2014 Cuma

Multipl Skleroz

Multipl Skleroz

Multipl Skleroz (MS) beyin ve / veya omurilikde inflamasyon odakları ile seyreden bir hastalıktır.

MS nedenleri

MS otoimmün bir hastalıktır. Bağışıklık sisteminin hücreleri normalde bakterilere, virüslere karşı  vücüdü korumak için saldırırlarken bu hastalık sürecinde dışardan gelen zararlı  organizmalar yerine vucudun sinir sistemine karşı atağa geçerler ve hastanın kendi kendine zarar vermesine neden olurlar.

Miyelin kılıfı ile sarılı olan sinir liflerinin sağladığı elektriksel ileti bu yangısal (inflamasyon) sürece bağlı olarak harabiyete uğrar ve hastanın yakınmaları ortaya çıkar.Yangısal süreç ortadan kalkınca miyelin kılıf iyileşir ve sinir lifleri tekrar çalışmaya başlar. Bununla beraber yangısal süreç tekrarladıkça sinir liflerinde kalıcı hasara neden olan skar (skleroz) dokusuna neden olur. Skar cildin kesilmesiyle oluşan yara izi gibi değerlendirilebilir.

MS seyir

Hastalık başladıktan sonra dört şekilde ilerleyebilir. İyileşen-tekrarlayan tip, sekonder ilerleyici tip, primer ilerleyici tip, iyi huylu tip olarak farklı seyirler gösterebilir.

MS kimlerde görülür?

MS herhangi bir yaşda görülmekle beraber çocuklarda nadir görülür. Sıklıkla 30 yaş civarında ortaya çıkar. Dünyada genç yetişkinlerde sakatlığa neden olan en sık görülen hastalıktır. Kadınlarda iki kat daha fazla görülür.

MS değişik yakınmalara  neden olabilir. Görsel problemler en sık görülen yakınmalardır. Dört MS  hastasınının birinde, ilk sorun görme  bozukluğu ile başlar. Hastalarda görme bulanıklığı ile beraber gözde ağrı olur. Bulanık görmeye çift göreme  eklenebilir. Kas spazmları, kaslarda sertlik, titremeler görülebilir. Ekstremitelerde kas ve eklemlerde ağrılar olabilir. Ms hastalarında aşırı yorgunluk veya halsizlik sık görülen yakınmaların başında gelir. MS hastalarında duygusal sorunlar, depresyon ve kaygı bozukluğu da sık görülür. MS hastalarında sebepsiz ağlama ve gülme atakları olabilir.

MS hastalarında ayrıca ciltte karıncalanma veya uyuşma ilk nüksde sıklıkla karşımıza çıkar. Atakalr sırasında kas güçsüzlüğü veya felçler olur. Hastanın hareket kabiliyetini kısıtlar.


Uyku Bozuklukları

Uyku Bozuklukları

İnsomniya

Yetişkinlerin yaklaşık olarak beşde biri istedikleri kadar uyuyamazlar.
Kötü uyku;
  • Uykuya dalmakda zorlanmak,
  • Çok erken uyanmak,
  • Gece uzun süre uyanık kalmak,
  • Gece uykusu sonrası dinlenmiş olarak uyanmamak gibi yakınmalar varsa akla gelmelidir.
Kötü uykunuz varsa, gün içinde yorgun, konsantrasyon bozukluğu, sinirli ve verimsiz hissedersiniz.

Uyanıklığı dikkate aldığınızda, gece uyanmalarınız sizin için normal değilse ve tekrar uykuya dalmakta zorlanıyorsanız uykunuzun kalitesi kötüdür. Stres, ailevi veya iş sorunları, jet-lag, günlük rutinde değişiklik, alışılmadık bir yatakda uyumakgibi geçici nedenler uyku sorunlarına neden olabilir. Kaygı bozukluğu ve depresyonda kötü uykuya neden olan psikiyatrik problemlerdir. Özellikle obez kişilerde görülen horlama sıklıkla uyku apnesine neden olabilir. Bazı hastalıklar ise kişilerin uyanık kalmasına neden olur. Örneğin; ağrıya neden olan hastralıklar bacak krampları, solunum yetmezliği, hazımsızlık, öksürük, kaşınma,sıcak basması, akıl sağlığında ki bozukluklar gibi. Alkol, kafein, nikotin, sokak ilaçları gibi uyarıcılar ve bazen de herhangi bir hastalık nedeni ile kullanılan ilaçlar normal uyku sürecini bozabilir.

Narkolepsi

Eğer narkolepsiniz varsa gün içinde sürekli aşırı yorgun ve sersemlemiş gibi hissedersiniz. Üstelik gece uykularınız da bozuktur. Gün içinde bazen herhangi bir neden olmaksızın ani uyuklamalarınız, uyku ataklarınız olabilir. Narkolepsisi olan birçok hastada katapleksi de görülebilir. Bu durum da vücudunuzdaki kasların aniden kontrolünü kaybedersiniz. Narkolepsi hastalarında bazen halüsinasyonlar (gerçekten var olmayan şeyleri görmek, duymak veya hissetmek) özellikle uykuya dalarken veya uyanırken görülür. Kesin nedeni bilinmemektedir. Narkolepsi çok nadir olarak görülen yaklaşık olarak onbinde 3-5 kişide görülür.Tanı nörolojik muayene ve uyku laboratuarı incelemesi ile olur. Tedavi nöroloji uzmanları tarafından yapılır.

Tıkayıcı(obstrüktif) Uyku Apne Sendromu

Tıkayıcı uyku apnesi (TUA) uyku sırasında aralıklı ve tekrarlayan üst solunum yolunun kapandığı klinik bir durumdur. TUA uyku sırasında solunum bozukluğuna gün içinde de aşırı uyku haline neden olan dünyada oldukça yaygın görülen orta yaştaki erkeklerin %2-4’ ünde, orta yaştaki kadınların ise % 1-2 ‘sinde görülür. Çoğunlukla erkeklerde, orta yaşta (erkekler için 55-59, kadınlar için 60-64) sigara içenlerde, aşırı kilolularda, sakinleştirici ilaç kullananlarda, aşırı alkol tüketenlerde ve genetik olarak çene yapısı bozuk olanalarda görülür.TUA ‘da gün içinde aşırı uyuma, bozulmuş konsantrasyon, gece uykuda horlama, dinlendirici olmayan uyku, gece sık sık uyanma, görgü tanıklarınca teyit edilen solunum durması atakları, huzursuz uyku, gün içinde sinirlilik, kişilik değişikliği, geceleri sık sık idrara çıkma ve özellikle erkeklerde cinsel isteksizlik yapar. Özellikle kişilik değişiklikleri, apne atakları, sinirlilik ve gece uykudaki huzursuzlukla ilgili bilgiler kişi ile birlikte uyuyan tanıklardan elde edilebilir. TUA ‘da sıklıkla hipertansiyon, kadiyovasküler hastalıklar , özellikle koroner kalp hastalığı, inme, konjestif kalp yetmezliği, obezite metabolik sendrom, diyabet, astım birlikte görülür. Horlaması ve astımı olan kişilerde TUA riski daha fazladır.

Tanı

Laboratuvar testleri ve uyku laboratuvarı incelemesi nörolojik muayene ile birlikte kesin tanı için yol göstericidir.

Tedavi

Tedavi dört ana başlıkta toplanabilir. Gerektiğinde KBB, göğüs hastalıkları uzmanı,diş hekimi yardımı ile nöroloji doktoruyla  birlikte tedavi süreci tespit edilir. Davranış tedavisi (uyku hijyeni), sürekli pozitif hava yolu basınç uygulaması (CPAP), ağız içi cihazlar, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi seçenekleri söz konusudur.

Komplikasyonlar ve Seyir

Gün içinde aşırı uyuklama evde, işte veya araba kullanırken kazalara neden olabilir.Sinirlilik, depresyon veya diğer psikolojik durumlar oluşabilir. Özellikle hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, konjestif kalp yetmezliği ve inme bu hastalarda daha sık görülür. CPAP tedavisi uygulanan hastalarda kısa sürede sonuç alınır. Yapılan çalışmalarda CPAP uygulaması 4-8 hafta içinde etkisini gösterir.

Horlama

Burun, yumuşak damak, yutak kaslarının ve yumuşak dokularının uyku sırasında titremesi ile oluşan gürültülü solunum şeklidir. Erkeklerde daha sık görülmekle beraber her iki cinsiyette de karşımıza çıkar. Beraberinde TUA varsa bu tip hastalar yumuşak damağa yönelik cerrahiden oldukça yarar görür.Tanı için uyku laboratuvarı incelemesi gereklidir. Solunum da sıkıntıya neden olan seviyeyi tespit etmek için nörolojik muayenenin yanı sıra KBB muayenesi de gerekli olabilir. Özellikle nadir görülen tümöral ve kistik yapılar bu  muayene ile tespit edilir. Tiroid testleride hipotroidizme bağlı horlamayı dışlamak için yapılmalıdır. Nörologların gözetiminde cerrahi olmayan veya cerrahi yöntemlerle tedavisi mümkündür.

Huzursuz Bacaklar Sendromu

Uykusuzluğa (insomniya) neden olan tedavi edilebilir fakat tanısı oldukça zor konan, sıklıkla görülen  bir başka hastalıkta huzursuz bacaklar sendromudur. Hastalar istirahat halinde özellikle uzandıkları dönemde sıklıkla tarif etmekte zorlandıkları,  rahatsız edici ve bacakları karşı koyamadıkları bir hareket ettirme isteğinden yakınırlar. Bu durumu lokalize edemedikleri bu huzursuzluğu  yanma, sızlama, kasılma, karıncalanma, uyuşma, iğnelenme veya elektriklenme kelimleri ile ifade etmeye çalışırlar. Huzursuz bacaklar sendromu uykuya dalmayı tipik olarak zorlaştırır. Genetik olmakla beraber hamilelik, demir eksikliği anemisi, folik asit eksikliği, periferik nöropati, diyabet, böbrek hastalığı, romatoit artrit, bel fıtığı veya diğer omurilik hastalıklarına bağlı olarak gelişebilir. Tedavi de eğer neden tespit edilebilirse, nedene yönelik girişimler hastaları iyileştirir. Ancak sebebi tespit edilemeyen hastalarda, bu durum muhtemelen dopamin metabolizmasındaki bozukluğa bağlı geliştiği için, tedavi dopamin eksikliğine yönelik olarak yapılır. Huzursuz bacaklar sendromuyla birlikte sıklıkla görülen bir başka durum ise uyku sırasında görülen, kolaylıkla tedavi edilebilen Periyodik Ekstremite Hareket Bozukluğudur. Diğer uyku bozuklukları gibi tedavisi nöroloji uzmanının gözetiminde gerçekleştirilir.




UYKU VE ÖLÜM

UYKU VE ÖLÜM
Yeni doğan, ilk üç aylık dönemde günün yaklaşık 16-18 saatini uykuda geçirmekte iken, bebek 6 aylık olduğunda uyku ihtiyacı 12 saate inmektedir.  Okul öncesi dönemde ise erişkin uykusuna dönüşmekle beraber, günde bir kez öğleden sonra uykusu vardır. Yaşlandıkça uyku süresinde kısalmalar başlayabilir, hatta 4-5 saat uyku yeterli olmaya başlar. Birçok uyku bozukluğu vardır. Bunları kısa özetleyecek olursak en sık görülenleri şu şekilde sıralayabiliriz;
İnsomnia
İnsomnia kişilerin yeteri süre ve zaman diliminde uyuyamadığı için dinlenemediği ve yeni bir güne hazır olamadığı durumlar olarak tanımlanabilir, toplumdaki %30-40’ında görülmektedir, tüm uyku bozuklukları arasındaki sıklığı ise %50-80’dir. Metabolik, Endokrin, Kardiyovasküler, Solunum sistemi, Gastrointestinal, Romatizmal, Nörolojik hastalıkların yanı sıra bir çok ilaç insomniye neden olabilir.
Hipersomni
Hipersomniye neden olan belli başlı nedenler; uyku apne sendromu , narkolepsi , idiopatik hipersomni , ilaçlara bağlı, üst solunum yolu direnci sendromu,  depresyon, yetersiz uyku ve uykuda periyodik bacak hareketleri sayılabilir.
Huzursuz bacaklar sendromu
Akşam olduğunda bacaklarımı koyacak yer bulamıyorum, yatağa girdiğimde bacaklarımın canı sıkılıyor, bacaklarımı hareket ettirmekten uykuya dalamıyorum, diye yakınan hastalarda akla gelmesi gereken oldukça sık görülen ve tanısı da bir o kadar sık atlanan uyku bozukluğudur. Yaşam boyu sürer. Haftalar veya aylar süren iyileşme ve alevlenme dönemleri vardır. Uykusuzluk, alkol alımı, aşırı yorgunluk, stres, kafein, antihistaminikler, bazı antidepresanlar şikayetleri artırabilir. Türkiye ‘de en az 2 milyon insan huzursuz bacaklar nedeniyle uyuyamıyor. İdiopatik (nedeni bilinmeyen) veya sekonder (Anemi (demir eksikliği), Üremi, Diabetes Mellitus, Romatoid artirit, Radikülopati veya Vitamin B12, Magnezyum, folik asit yetmezliğine bağlı olarak gelişebilir.
Obstruktif uyku apne sendromu
Uyku sırasında tekrarlayan üst solunum yolu obstrüksiyonları episodları ve sıklıkla kan oksijen satürasyonunda azalma ile karakterize bir sendromdur. Horlama, tanıklı apne, gündüz aşırı uykululuk hali gibi sorunlarla gözlenir. Tedavi edilmediği takdirde ölümcül sonuçlara neden olabilecek hastalıklara ve sorunlara neden olabilir (Kardiyovasküler, Pulmoner, Nörolojik, Psikiyatrik,  Nefrolojik Gastrointestinal, Hematolojik veya Sosyo-ekonomik).
Parasomniler
Parasomniler  uyku dönemleri ile ilgili değişik yaş gruplarında daha belirgin görülen yaşa başlı azalan veya kaybolan hastalıklardır. Bunlar; Uykuda Yürüme, Uyku Terörü, Kabus Bozukluğu, Uyku Paralizisi, Hipnik Jerk, Uykuda Konuşma, REM Uykusu Davranış Bozukluğu ve Enürezis Nokturna sayılabilir.
Kabus bozukluğu, her yaşta ortaya çıkabilen, en yaygın olarak 3-5 yaşları arasında görülen, genellikle REM döneminde ve uykunun ikinci                 yarısında bir dış uyaran olmaksızın uyanmaya yol açan, korkutucu rüyalar ile karakterizedir.
Uyku terörü, uykunun ilk saatlerinde, yavaş dalga uykusu sırasında ortaya çıkan, çığlık atma ve ağlamanın eşlik ettiği, yoğun korku ile birlikte otonomik ve davranışsal değişikliklerle karakterize bir bozukluktur.
Uyurgezerlik, yavaş dalga uykusu sırasında ortaya çıkan ani motor aktivite ile karakterizedir. Uykunun başlangıcından sonraki ilk saatlerde,    yaklaşık 10 dakika süreyle ortaya çıkar. Bu sırada  hastanın uyandırılması güçtür ve tabloya amnezi (unutkanlık) eşlik etmektedir.
REM (Hızlı Göz Hareketleri) uykusu davranış bozuklukları, genellikle orta yaş ve yaşlı erkeklerde, gecenin son 1/3’lük kısmında, REM uykusunda atoninin geçici kaybı ile birlikte, motor aktivitelerin oluşması ile karakterize bir bozukluktur.
Uyku paralizisi, uykuya dalarken (hipnogojik) ya da uyanırken               (hipnopompik) ortaya çıkan, genellikle anksiyete ve ölüm korkusunun eşlik ettiği, istemli hareketleri yapamama ile karakterize bir bozukluktur.
Hipnik Jerkler (sıçramalar) uyku başlangıcında bazen kol ve başı da içine alan genellikle bacaklarda ani kısa süreli kasılmalarla karakterizedir.
Uykuda Konuşma uyku sırasında kendiliğinden, farkında olmadan sesler çıkarma veya konuşmalarla karakterize bir tablodur.
Uyku Bruksizmi, uyku sırasında dişlerin birbirine geçmesi ve sürtülmesi ile karakterize stereotipik bir hareket bozukluğudur.
Uyku Enürezisi, uyku sırasında tekrarlayıcı istemsiz miksiyon ile karakterizedir. Genellikle yavaş dalga uykusu sırasında görülmektedir.
Sağlıklı uyumak için dikkat edilmesi gereken hijyenik kuralların uygulanması oldukça kolaydır. Yatağa sadece uyuyacak derecede yorgun olunduğunda gidilmesi gerekir. Yattıktan hemen sonra ışıkların söndürülmelidir. Kitap okumak ve televizyon seyretmek gibi uyandırıcı aktivitelerin yapılmaması uygun olur. Uyunamadığında yataktan tekrar uyku gelinceye kadar çıkılması, geç saatte yemek yenilmemesi, uyku saatine yakın yemek yenmemelidir, sabah uyanınca yataktan çıkmalıdır. Dinlenmek amacıyla uyumaya devam etmek dinlendirici olmadığı gibi uyku ritmini de bozabilmektedir. Her sabah aynı saatte kalkmalıdır. Sirkadiyen ritmi düzenlemek için belirli saatler arasında kalkmak, en sağlıklı yoldur. Gündüzleri uyumamalıdır. Düzenli egzersiz yapılmalı ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınılmalıdır, yatak odası ses, ışık, ısı yönünden korunmuş olmalıdır. Kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınılmalıdır. Uyumaya çabalamamalıdır.
Uyku ve ölüm arasındaki farkı henüz tam olarak bilmiyoruz. Tarih boyunca uyku ve ölümü anlamaya çalışmak için bilim insanları yıllardan beri çalışmaktadır. Uyku ve ölüm ile ilgili internette dolaşan bir cenaze törenindeki şaşırtıc konuşmaya birlikte göz atalım;

-Bugün eşimin ardından ağıtlar yakmayacağım. Onun ne kadar iyi bir insan olduğuyla ilgili bir şeyler söylemeyeceğim. Bu tip söylevleri burada yeteri kadar kişi yaptı zaten. Bunların yerine duyduğunuzda sizleri biraz rahatsız edecek şeyler hakkında konuşmak istiyorum. Öncelikle yatakta ne olduğu hakkında konuşmak istiyorum. Hiç sabah arabanızın motorunu çalıştırmakta sorun yaşadığınız bir gün oldu mu? Hor.. horrrrrrrrr. Horrrrrrrrrrr hor….horrrrrr horrrrrrrrr… horr horrrrrrrrrrrrrrrr. Evet, David’in horlarken çıkardığı ses aynen buna benziyordu.  Bekleyin hepsi bu değil. Sonrasında olay bir rüzgâr faaliyetiyle devam ediyordu. Gazı çok olduğu bazı akşamlar sesden birden uyanır ve birdenbire “O da ne?” diye sorardı. “O ses mi, aldırma köpekti.. uyu sevgilim” diye cevap verirdim. Bunların hepsini çok komik bulabilirsiniz. Sona doğru, hastalığının iyice kötüleştiği zamanlarda, bu sesler benim David’imin hala hayatta olduğunu gösteren işaretlerdi ve şu anda uyumadan önce onun çıkardığı bu sesleri duymak için neleri vermezdim. Sonunda böyle küçük şeyleri hatırlıyorsunuz. Aslında hayatı sizin için mükemmel yapan küçük kusur ve noksanlıkları. Evet çocuklarım! Sizinde bir gün, küçük noksan ve kusurlarıyla hayatı mükemmelleştiren babanız gibi bir hayat arkadaşı bulmanızı diliyorum. Küçük kusur ve noksanlıklarıyla mükemmel olan şey… Ailemizdir.
İşte ölümün uykuya tercih edilmesi sürecini en güzel anlatan  hikaye…
Mitolojide uyku tanrısı “Hypnos” ve ölüm tanrısı “Thanatos” gece tanrıçası “Nyx” ‘in çocuklarıdır. “Uyku ve ölüm kardeştir”. Mitolojide bir çok efsaneye konu olmuştur, uyku, ölüm ve ölümsüzlük.  İnsanoğlu uyku ve ölüm konusundaki çaresizliğini hep bilinmeyende aramıştır. Dinlerin doğuşunda da, bilinmeyenin hatta ölümden sonra bir şey olması gerekliliğine olan inancın esas olduğu da söylenebilir.
Çoğu insanı ölüm konusunda dehşete düşüren şey, geleceğin kaybı değil, geçmişin kaybıdır. Aslında unutma davranışı hayatın içinde her zaman var olan ölüm biçimidir.”
Milan Kundera
“Genel inanca ve hatta kısmen de olsa fizyolojik verilere göre, uykunun bedensel ve zihinsel olarak güçlendirici, yenileyici bir etkisi olduğunu teslim etsek bile, uyku sırasındaki canlının dış tehlikelere en açık durumda olduğunu, kolayca yok edilebileceğini düşünürsek; bedenin ya da beyinin yeniden yapılanması için doğanın böyle bir yol şeçmiş olması, böyle bir çelişkili çözüm getirmesi yeni açıklamalar, yeni nedenler gerektirir. Kaldı ki uykusuzluğun net etkisi hiç de öyle gözümüzde büyüttüğümüz ölçülerde değildir.”
Korkut Yaltkaya
“Nörolog olarak ağrı çeken bir hastanın acısını dindirmemiz, sonra ve daima umut vermemiz, duyduğu ağrıların bile hastalığın iyileşme ödünü olduğunu söylememiz gerekir. Bazen umut, umutsuz bir hastalığı bile yenebilir. Ölüm hakkı ötanezi kabul edilemez.”
Korkut Yaltkaya
“Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, diğerininkini ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir.”
Zümer Suresi, 42.ayet
“Uyumak; yaşamaya yaşarken veda etmek,
Rengarenk hayallere varlığı feda etmek.
Uyumak, biten güne geceyi eklemektir,
Tekrar yaşamak için şuursuz beklemektir.
Uyku, hayat yolundan gönüllü ayrılmaktır,
Yaşayabilmek için yaşamdan sıyrılmaktır.”
Şener Bayraktar
“Hepimiz her gece uykuya dalarken ya da anestezi altında bilincimizi kaybederken ölümü tadarız.”
Irwin Yalom
“Çoğu insanı ölüm konusunda dehşete düşüren şey, geleceğin kaybı değil, geçmişin kaybıdır. Aslında unutma davranışı hayatın içinde her zaman var olan ölüm biçimidir.”
Milan Kundera
İstediğiniz zaman nasıl kalbinizi durduramazsanız, nasıl nefes alıp vermenizi engelleyemezseniz, uyumanıza da engel olamazsınız. Uyumadığını iddia edenler mutlaka uyuyordur. Saniyelik de sürse uyanık kaldıkları anlarda mikro uyku denilen kısa süreli saniyeler kadar süren uyku atakları yaşarlar. Tek hücreliler ve bazı suda yaşayan canlılar uyumazlar. Uyku muhtemelen sudan karaya geçen kara yaşamındaki sürüngenlerin gece gündüz uyumunun sonucu diğer canlılara kalıtılmıştır. Dünyada en uzun uyumama rekoru 449 saattir (14 gün ve 13 saat). Bu süre sonunda rekoru kıran Maureen Weston geçici bir süre halüsinasyonlar görmüştür. Bu rekor sonrasında ciddi bir sağlık sorunu yaşamamıştır. Bu amaçla kırılan rekorlarda çelişkili sonuçlar da bulunmaktadır. Başka kaynaklara göre de rekor, 266 saat ile Randy Gardner’a aittir. Ancak bu rekorların tıbbi olarak desteklenmediği de bir başka gerçektir. Çünkü mikro-uykular kişi farkında olmadan oluşmaktadır ve bunların varlığı kişinin uyumadan yaşamını sürdürmesinin mümkün olmadığını düşündürmektedir. Morvan Sendromu ve Fatal Ailevi İnsomniada uzun süreli uykusuzluk söz konusudur. Morvan Sendromlu hastalar, aylarca uyumadıkları halde yaşamlarını sağlıklı olarak sürdürebilirken, Fatal Ailevi İnsomniada, hastalar, 6-30 aylık uyumama döneminin sonunda multipl organ yetmezliği ile, ölmektedirler. Uyunduğu zaman, solunum durması ile ölümün gerçekleştiği duruma Ondine Laneti denir (konjenital santral hipoventilasyon sendromu veya primer alveolar hipoventilasyon). Tıp literatüründe uyumadığı için ölen herhangi bir insan yoktur. Uyuduğu zaman solunum durması ile ölümün mümkün olduğu bir durumda Ondine Lanetidir (konjenital santral hipoventilasyon sendromu veya primer alveolar hipoventilasyon). Bu durum, beyin ve spinal travma sonrasında da görülebilir.
“Üstü Kalsın
Ölüyorum tanrım, bu da oldu iste,
her ölüm erken ölümdür, biliyorum tanrım,
ama ayrıca aldığın şu hayat, fena değildir,
üstü kalsın……”
Cemal Süreyya
Günde ortalama 6 saat uyuduğumuzu düşünürsek, günün %25’ini bilinçsiz olarak yaşıyoruz demektir. Seksen yıl yaşayan bir insan bu durumda 20 yılını uyuyarak geçirmektedir. Yüksek miktarlarda yapılan sağlık harcamaları ile insan ömrünü birkaç yıl uzatmak için yıllardan beri çaba sarf edilmektedir. Peki neden insan ömrünün % 25’ini bilinçsiz olarak geçirdiği uyku dönemi tedavi edilmiyor. Uyku tedavi edilirse insan ömrünün ortalama 20 yıl  daha uzayabileceği neden kimsenin aklına gelmiyor? Ölümü engellemek için sarf edilen emek neden uykuyu engellemek için harcanmıyor? Uyku tedavi edilmesi gereken bir hastalık mıdır?
Uyumamak ya da uyuyamamak, kesinlikle hastalıktır. Uyumadan yaşamayı hayal etmek, ölümsüzlüğü hayal etmekle eşdeğerdir.
“Ölüm kaçınılmaz olması nedeni ile kesin olduğu kadar belirsizdir, çünkü tanı yanlış olabilir”
Jacques-Beningne Winslow
“Bana verdiğiniz aynanın üstünde, bir nefes yada taşın üzerinde bir leke görürsem, yaşadığını bilirim”
Kral Lear (W.Shakespeare)
“Ölmek: uyumak. O kadar! Bir uykuda kalp üzüntüsünü, tabiatın bedene miras olarak verdiği bin bir acıyı sona erdiriyoruz diyebilmek, candan, gönülden istenecek bir son olur. Ölmek, uyumak. Uyumak: belki de rüya görmek. Dert orada: çünkü, bu fani kalıbı üstümüzden sıyırıp attıktan sonra, o ölüm uykusunda kim bilir ne rüyalar görürüz düşüncesi, bizi durdurmaya mecbur ediyor.”
Hamlet (W.Shakespeare)
“İnsanlar, nasıl, ölmeyi umuyorlarsa, öyle de uykuya dalmaktadır; bir anda. Sana gelince, gününün ne denli uzun sürdüğüne, savaşının ne denli zorlu geçtiğine veya saatin kaç olduğuna bakmaksızın “ayık olarak uykuya daldığından” emin ol. Enerjilerinin yönetmesini bilmeyenler için günün sonunda tükenmiş olarak uykuya dalmak, canlı olmaktan çok ölü olmaktır. Yine de birkaç dakika bile uyuman gerekiyorsa, ayık olarak uykuya geçmeye çalış. Bu cehennemin derinliklerini düşünmene yardım edecektir.”
“Uykunun, ölümün bir temsil edilişi olduğunu kavradığında, ona artık asla eskisi gibi yaklaşamazsın. Önlemlerin ve araçların ne olursa olsun, kesinlikle hiç kimsenin, hatta kadınının bile, seni uyurken görmesine asla izin veremezsin. Uyanık durma sanatında kendini yetiştir! Bir savaşçı, herhangi bir kimsenin kendini uyurken görmesine izin vermenin, ona zayıflığını göstermeye benzediğini bilir, bu sanki dünyaya, bize saldırması ve bizi yenip öldürmesi için izin vermektir.”
“Uykunun, ölümün bir temsil edilişi olduğunu kavradığında, ona artık asla eskisi gibi yaklaşamazsın.  Önlemlerin ve araçların ne olursa olsun, kesinlikle hiç kimsenin, hatta kadınının bile, seni uyurken görmesine asla izin veremezsin. Uyanık durma sanatında kendini yetiştir! Bir savaşçı, herhangi bir kimsenin kendini uyurken görmesine izin vermenin, ona zayıflığını göstermeye benzediğini bilir, bu sanki, dünyaya, bize saldırması ve bizi yenip öldürmesi için izin vermektir.”
“Daha az ye, daha çok düşle
Daha az uyu, daha çok nefes al
Daha az öl ve ebediyen yaşa…”
Lupelius
Ölüme Yakın Deneyimler (Near Death Experience)
Tıbbi anlamda kalbi durup daha sonra tekrar hayata dönen insanların geçirdiği tecrübelere verilen isimdir. Ölüme yakın deneyimler, özellikle insanoğlunun "ölümden sonraki hayat" konusuna karşı duyduğu merak sebebiyle ilgi çekici olaylar olmuştur. Gerçek deneyimlerle spekülasyon ve şehir efsaneleri çoğu yerde birbirine karışmış olmakla beraber, gelişen tıp ve teknolojinin de yardımı ile konu üzerinde bilimsel araştırmalar da yapılmaktadır. Elizabeth Taylor geçirdiği bir ameliyat sırasında tıbbi anlamda 5 dakika ölü kalmıştır. Uçak kazasında kaybettiği 3. eşinin ruhuyla karşılaştığını ve onunla kalmak istediğini belirtmesine rağmen, eski eşinin kendisine, geri dönmesi gerektiğini söylediğini ve bu nedenle de tekrar yaşama geri döndüğünü anlatmıştır. 1975’de Dannion Brinkley telefonla konuşurken, düşen bir şimşeğin telefon kablosundan geçerek kulağından tüm bedenine ve sonra ayağına kadar inmesi sırasında kalbi durmuştur. Kalbi durduktan sonra hastaneye kaldırılan Brinkley kurtarılamamış ve morga kaldırılmıştır. Morgda bir anda hayata dönen Brinkley klinik olarak tam 28 dakika ?ölü? kalmıştır. Hiçbir şey hatırlamamıştır. Burada ölüm anında kanda artan KARBONDİOKSİT oranını ve bunun meydana getirdiği düşünce dalgalanmalarını iyi değerlendirmek gerekir. Zira, tıbben ölü sayılan birinin bile, beyni 5 dakikalığına, kısmen de olsa işlevini yerine getirir.
Neanderthal insanlar, ilk cenaze törenlerini M.Ö. 60000 de yapmışlardır. Ölüye saygı veya ölüm korkusu, aslında türümüzün devamlılığını üreme iç güdüsü ile birlikte sağlamıştır. İnsanoğlu ölmemek için yaşamış, yaşamaya çalışmıştır. Eski Yunan ve Roma toplumlarında kalp atımının ve nefes alıp vermenin durması ile birlikte çürümenin başlaması ölüm için yeterliydi. Ortaçağlarda mum alevinin hareket etmemesi halinde, ölüm, başlamış demekti. 17yy’da resüstasyon amacı ile mutlaka soğan, sarımsak ve benzer şeylerin koklatılması, gürültü yapılması gerektiğine inanılıyordu. 19 yy’da çürümenin görülmesi ölümün tanısı için zorunlu olmuştu. Hatta canlı gömülme korkusu nedeni ile insanlar ölmeden önce kafalarının koparılması ve kalplerinin çıkarılmasını vasiyet ediyorlardı. Binsekizyüzondokuz da steteskopun icadı ile bu tip uygulamalar sona ermişti. Suni solunum cihazının 1950’lerde kullanılmaya başlaması ile ölüm tekrar tanımlanmış ve 1968’de ilk kalp nakli ile beyin ölümü kavramı ortaya çıkmıştır. Beyin ölümü bugün bir çok ülkede farklı yasal tanısal kriterlere sahiptir. Kişiye özel beyin ölümü tanımının yakın gelecekte tartışılacağını bugünden öngörebiliriz.
ÖLÜMÜN BELİRTİLERİNE BAKARAK POSTMORTEM İNTERVALİN (PMI) TAYİNİ
       PMI Ölümde tesbit edilen bulgular      
       Dakika
       30 Diyafragma ve kalp adalesinde ölü sertliğinin başlaması.
       20 – 45 Boyunda ölü morluklarının ilk işaretinin görülmesi.
       Saat
       1 Rectum'da vücut ısısının 1 °C düşmesi (ilk 4 saatte 1 °C, 1 saate karşılıktır )
       1.5 Boyundaki ölü morlukların birleşmesi.
       1-2 Yüz, el ve ayakların soğuması.
       2 Sürrenal medüllasının erimesi.
       2-4 Çene ekleminde ölü sertliğinin görülmesi.
       6-8 Cildin serin hissedilmesi ve ölü morluğunun yayılması.
       8-10 Ölü sertliğinin bütün vücuda yayılması.
       10-12 Dış genital organların parşömenleşmesi.
       14-16 Teşekkül eden ölü morluklarının yer değiştirmemesi.
       15-24 Vücut ısısının dış ortamla eşit hale gelmesi.
       24-36 Plevra boşluğunda kirli kırmızı renkte sıvı toplanması; Kalp adelesinde ölü sertliğinin çözülmesi ve sıcak mevsimde karında yeşil lekenin görülmesi.
       34–82 Seminal kanalcıklarında spermatozoidlerin hareketlerinin kaybolması.
       36-48 Ölü sertliğinin çözülmeye başlaması, karında yeşil lekenin yayılması, çürüme haritasının belirmesi, göz yuvarlağının yumuşaması.
       Gün
       3-4 Ölü sertliğinin tamamen kaybolması.
       6 Kurt ve kurtçukların görülmesi.
       8 Ölünün yeşil renge boyanması.
       10-15 Genel şişme, pütresin ve kadaverin gibi aromatik cisimlerin belirmesi.
       18-20 Karnın patlaması ve pis kokuların etrafa yayılması.
       Ay
       1-2 Cilt altı yağ dokusunun mumyalaşması.
       3 Adalelerin sabunlaşması.
       6 Yüz adalelerinin sabunlaşması.
       Sene
       1 Vücut derin kaslarının sabunlaşması.
       1-2 Adalelerin yer yer çürüyerek dökülmesi.
       3-4 Yumuşak kısımların kaybolması.
       5 Kıkırdak ve tendonların kaybolarak iskeletin ayrılması.
       5-10 Kemik lipoidlerinin kayboluşu.
       10-15 Kemik strüktürünün kaybolması.
       50 Kemiğin süngerleşmesi.
Genel olarak 36-48 saat içinde çürümenin ilk belirtileri başlar ancak hava sıcaklığı, ölünün bulunduğu ortam (açık hava, toprak altı, su içi vb), nem gibi bir takım dış etkiler bu çürümenin hızını yavaşlatır ya da azaltır... Yani çürümenin oluşumunu sağlayan bakterilerin üremesi için 37 cg derece maksimum olduğundan çevre sıcaklığı bu dereceye yaklaştığında bakterilerin üremesi hızlanmakta, uzaklaştığında ise yavaşlamaktadır. Normal şartlarda 8. günde ceset tamamen yeşil renge boyanmış olacak ve böylece çürüme süreci bitmiş olacaktır (açık havada kalmış cesetlerde, optimal şartlarda birkaç ay sonra yumuşak dokular kaybolmaya ve iskelet ortaya çıkmaya başlar, birkaç yıl içinde ise iskeletleşme tamamlanmış olur... ) .
Yas Döngüsü yaşamın ölümle sonlanması ile ortaya çıkan bir süreçtir. Kültürler arası farklıklıklar görülsede ortak paydası aynıdır.
      Şok (Hayır)
      İnkar (Bu benim başıma gelmemeliydi)
      Kızgınlık (Neden ben?)
      Yakarma (Dua, yalvarma)
      Üzüntü (Depresyon)
      Kabullenme (Ölmek isteği)
“Doğal ölüm” imgesi, yani ileri bir yaşta ama henüz sağlıklıyken, tıbbi gözetim altında öleceğimize yönelik beklenti, çok yakın bir dönemde ortaya çıkmış bir idealdir. Doğal ölüm imgesi, bu gelişimin her aşamasında yeni bir dizi tepki geliştirmiş ve giderek tıbbi bir kimliğe bürünmüştür. Doğal ölümün tarihi, ölüm karşısında verilen mücadelenin tıbbileşmesinin tarihidir. Kişinin beden olarak yok olurken, ruh olarak yaşamaya devam etmesi şeklinde değerlendirilen ölüm, çoğu zaman korkulan bir süreç olarak karşımıza çıkar. Bu korkunun yarattığı bilinçaltı baskıyla da alışılmışın dışındaki bazı davranışlar, meteorolojik olaylar (yıldız kayması, gök gürlemesi, poyraz vb.), hayvanların hareket ve sesleri (köpek uluması, baykuş ötmesi, horozun vakitsiz ötmesi vb.), rüyada görülenler (tabut, gelinlik, düğün-dernek, deve, ev yıkılması, diş düşmesi, soğan, biber vb.), araç –gereçlerle (ayakkabının ters  dönmesi, makasın ağzının açık kalması, evin tavanının gıcırdaması vb.), cenazeyle ilgili (boynunun eğri olması, etinin cıvık olması vb.), kimi durumlar, hastayla ilgili psikolojik ve fizyolojik değişiklikler (renginin sararması, yiyip içmesinin kesilmesi ya da artması,bakışlarını bir noktada sabitlemesi vb.) ölümün ön belirtisi sayılmıştır.
Ölüme yol açacağı düşünülen olaylar karşısında da kaçınma yoluna gidilir, vakitsiz öten horozun kesilmesi, kötüye yorulan rüya görüldüğünde hayır olsun diye evde hazırlanan ya da hazır alınan yiyeceklerden fakirlere verilmesi, rüyanın akan suya anlatılması, cenaze götürülürken hamile kadınların ve küçük çocukların uyuyorlarsa kaldırılması, cenaze olan evde su kaplarının boşaltılması, cenazenin götürülmesiyle birlikte evin süpürülmesi, yıkama suyunun kaynatıldığı kazanın ters çevrilmesi vb. uygulamalar yer alır.
Ölüm sırasında  kişinin rahat can vermesi sağlanmaya çalışılır. Bunun için öleceği anlaşılan kişinin başının altındaki yastık alınır, ağzına su verilir, yanında yüksek sesle ağlanmaz, uzaktaki yakınları çağrılır, gelememişlerse üzerine onlara ait eşyalardan ya da fotoğraflardan konur, hatta bıçak konur.
Mezar taşları yazıları;
“İlim ve Maarif ve Hem Vatanperver İdi. Nesline Matuf İdi. Bu Hizmeti Birakup Ahfadına İrtihal Darı Baka Eyledi. Rahat Olsun Cihan İçre Ruhu Pak Ebedi. Akuva Müftisi El Hacci Hafız Şakir Burcu Bey Ruhuna Fatiha.Doğumu 1854-Akuva'da,Ölümü. İnegöl'de 14 Temmuz 1926”.
“Ey Birader! Dikkat Et Şu Mezarımın Taşına, Akıllı İsen Gafil Olma Aklını Al Başına. Sallanıp Gezer İdim,Bak Ne Geldi Başıma. Akıbet Turap Olup Taş Dikildi Başıma. Rizeli Bayram Ruhuna Fatiha 04.04.1935”
“Bakıp Geçme Ey Muhammed Ümmeti! Ölünün Diriden Bir Fatihadır Minneti. Necdet Çelebi / 1937-1982”
“Ziyaretçi! Burada Emekli Yarbay Galip Aksoy Medfundur Ruhuna Fatiha / 1908-1954”
“Bir Kamyon Yaktı Canımı, Devrilip Akıttı Kanımı. Hasret Bıraktı Annem İle Babamı. Okuyunuz Taşımda, Soldum 16 Yaşımda. Beni Rahmetle Anın,Ağlayın Başımda. Ekrem Oğlu Kenan Akman
1960-1976”
Beyin ölümü
Beyin ölümü bugün bir çok ülkede farklı yasal tanı kriterlerine sahiptir. Bireysel ölüm olarak kabul edilir. Kişiye özel beyin ölümü tanımının yakın gelecekte tartışılacağını bugünden öngörebiliriz. Komadaki hastanın bütün beyin sapı reflekslerinin kaybı ve solunumun durması ile beyin ölümü gerçekleşir. Beyin fonksiyonları geridönüşümsüz olarak kaybolmuştur. Fonksiyonel görüntüleme çalışmalarında (PET, SPECT) Boş Kafatası Fenomeni ile bütün nöronların öldüğü görülür. Beyin ölümüne giden süreçte hastanın kafa içi basıncı ortalama kan basıncını geçene kadar devam eder. Bu durumda kafaiçi kan dolaşımı durur ve başlangıçta ölen hücrelere ek olarak ilave iskemi nedeniyle kalan bütün hücrelerde ölür.  Beyin ölümü kriterlerinin doğrulandığı hiçbir hasta yaşamamıştır. Beyin ölümü gelişen bir hastada en fazla birkaç hafta içinde tedaviden bağımsız olarak kardiyak asistol gelişir, nadiren birkaç aya kadar uzayabilir. Daha sonra kafa içi basıncı düşer ve harab olmuş beyin dokusunda kan dolaşımı tekrar sağlanır.  Ancak kan akımının geri gelmesinden yararlanacak hücre beyinde kalmamıştır.
Uyku ve ölüm ve arasında kalan rüya ve beyin ölümü kavramları bugün halen tartışmaya devam ettiğimiz, çözmeye çalıştığımız bu süreci en iyi sorgulayan yaklaşım Prof.Dr.Korkut Yaltkaya’nın dediği gibi “Uykunun bedensel ve zihinsel olarak güçlendirici, yenileyici bir etkisi olduğunu kabul edilmekle birlikte, uyku sırasındaki canlının dış tehlikelere en açık durumda olduğunu, kolayca yok edilebileceğini düşünürsek; bedenin ya da beyinin yeniden yapılanması için doğanın böyle bir yol şeçmiş olması, böyle bir çelişkili çözüm getirmesi düşündürücüdür.”sorgulayabiliriz.

Alzheimer hastalığıve bunama. "NTV'ye sorun"


Epilepsi
İnsanlık tarihi kadar eski zamanlardan bu yana "Kutsal Hastalık" adıyla bilinen epilepsi (sara), dramatik belirtileri ve bulgularından dolayı toplum tarafından sosyal kabulü olmayan, varlığından utanılan ve bu olumsuz etiketlenmelerden kaçınıldığı için maalesef gizlenen bir hastalık olarak dikkat çekmektedir.
Tarihsel veriler bir hastalık belirtisi olarak epilepsinin, epileptik fenomenlerin çok eski çağlardan beri çeşitli toplumlarca fark edildiğini göstermektedir. Epilepsi sözcüğü eski Yunanca'da uzakta tutulmak, yakalamak, kavramak anlamına gelen 'epilambanein' sözcüğünden türemiştir. Grekçe’deki “epilepsia”dan türediği ve nöbet anlamına geldiği bilinmektedir. İlk olarak Türkiye'nin güneyinde bulunan bir Babil inceleme tezindeki kayıtlarda epilepsiye rastlanmıştır. Daha sonra M.Ö. 770-221 yılları arasında yazılı olarak klasik Çin kitaplarında epilepsiden bahsedilmiştir. M.Ö. 400 yıllarında, Hipokrat epilepsiyi 'kutsal hastalık' olarak tanımlamıştır. Milattan sonra 4.yy’dan sonra ortaçağda epilepsi açısından karanlık dönem olarak kabul edilir (kutsal hastalık, efsunculuk, büyücülük). 16.yy’dan sonra epilepsinin tanımlanması ve gelişmesi yönünde gelişmeler olmaya başlamıştır. Fakat çoğu kültürde çeşitli belirti ve semptomların birlikteliğine dayanarak cinli ve şeytanlı bir açıklama yerleşmiştir. XVII. Yüz yılda İngiliz hekim Thomas Willis'in beyin anatomisine, kas dokusuna ve nörofizyolojiye çok önemli katkıları oldu. 1849 yılında İrlandalı hekim Robert Bently Todd epilepsi nöbetlerinin beyindeki elektriksel deşarjlardan kaynaklandığını ileri sürdü. Hayvan beyninde elektriksel akımın varlığı ilk kez 1875 yılında Richerd Caton tarafından gösterildi. 
Takip eden yıllarda Pravdich-Neminsky, köpeklerde beyin yüzeyine yerleştirdiği elektrotlar aracılığıyla   elektriksel   etkinliği   kaydetmeyi  başardı.   
Beyindeki   elektriksel   etkinliğin kaydedilmesi ve özelliklerinin tanımlanması konusunda Hans Berger'in çalışmaları kilometre taşı oldu. XIX. Yüz yılın sonlarında John Hughlings Jackson hastalan ayrıntılı inceleyerek epilepsinin anlaşılmasını kolaylaştırdı. Jackson epilepsiyi “sinir dokusunun ara sıra gelen düzensiz ve aşırı boşalımı” şeklinde tarif etti. 1912’de ilk etkili ilaç tedavisi fenobarbital bulunmuştur. 1937’de ise fenitoinin bulunması ile çok önemli gelişmelerin ilk adımı atılmıştır. 1929’da Hans Berger, epilepsi tansında önemli bir yeri olan elektroensaflografiyi (EEG) geliştirmiştir. Bu ve benzeri çalışmalar epilepsi üzerindeki sır perdesini yavaş da olsa araladı ve Hipokrat'ın 2400 yıl önce yaptığı açıklamalar doğrulanmaya başlamıştır.
Epilepsi hemen her yaşta görülebilen ve uzun süreli tedavi ve izleme gerektiren bir hastalık olup yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Epilepsi konusunda sağlık hizmeti veren tüm doktorların, epilepsili bireyler ve onların aileleri ile hastalıkla ilgili tüm kararlara ortak katılımlarını sağlayabilecek şekilde ve onların tüm sosyo-kültürel ve özel ihtiyaçlarını gözeten bir iletişim kurma bilgi ve becerisine sahip olmalı ve bunları gözetmelidir. Epilepsili bireyler ve onların aileleri ve/veya bakımlarını üstlenen kişiler bu durumla baş edebilecek şekilde bilgilendirilmelidirler. Hastalığın tanısı, tedavi seçenekleri, kullanılacak ilaçlar ve yan etkileri, nöbet tipleri, nöbeti tetikleyebilecek nedenler ve nöbet sırasında yapılması gerekenler gibi ve benzer konular hasta ve yakınları ile mutlaka paylaşılmalıdır. Epilepsinin çoğunlukla tedavi edilebilen bir hastalık olduğu her zaman akılda bulundurulmalıdır. Epilepsisi olan tarihe yön veren birçok ünlü vardır. Bu kişilerin varlığı aslında epilepsi tanısını yeni alan hastalara moral desteği vermelidir. Bu kişiler hastalıklarına rağmen konularında başarılı olmuş ve tarihe iz bırakmışlardır; Margaux Hemingway; Sinema sanatçısı, Vladimir Lenin; SSCB’nin kurucusu, Siyasetçi, Caligula; Roma İmparatoru, Papa Pius; KatolikKilisesi Papası, Socrates; Filozof.
Epilepsi (Sara olarak da bilinir.) beyin sinir hücrelerinin olağan dışı bir elektro-kimyasal boşalma yapması sonucu ortaya çıkan nörolojik bozukluk, hastalıktır. Epilepsi; beyindeki sinir hücrelerinin artmış uyarılabilirliğinden (nöronal hiperekstabilite) kaynaklanan bir klinik durumdur. Beynin normalde elektro-kimyasal bir çalışma sistemine sahiptir. Bu sistem içinde normal faaliyet gösteren, sistemler arası iletişimi sağlayan elektriğin aşırı ve kontrolsüz yayılımı sonucu oluşur. Sıklıkla geçici bilinç kaybına neden olur. Epilepsi nöbetleri farklı şekillerde ortaya çıkar. Bazı nöbetlerden önce korku hissi gibi olağandışı algılamalar ortaya çıkarken, bazı nöbetlerde kişi yere düşebilir, bilinç kaybı ile birlikte hastanın ağzında köpürme, istemsiz kasılmalar, dil ısırma, idrar kaçırma nadiren de gaita kaçırma ile birlik olabilir. Bazılarında vücudun herhangi bir kasında kısa süreli kasılmalar veya uyuşma gibi garip hislenmeler olur ve bu tiplerde de bilinç kaybı olmaz. Birçok nedeni olabildiği gibi herhangi bir sebep de bulamayabilir. Sebebi bilinen epilepsi nöbetleri de oldukça azdır. Sebebi bilinenler Semptomatik, bilinmeyenlerde İdiyopatik olarak isimlendirilir.
Semptomik Epilepsi:
  • İskemik lezyon: Beyne giden kan akımı azaldığında (iskemi), beyin dokusundaki besin maddeleri ve oksijen azalır. Bu da hücre hasarına ve epilepsi nöbetine yol açar.
  • Konjentinal malformasyon: Doğuştan gelen bozukluklar.
  • Gebelik döneminde annenin ilaç ve alkol alımı, bebeğin gelişimini etkileyecek mikrobik hastalıklar epilepsi nedeni olabilir.
  • Doğum sırasında oluşabilecek beyin zedelenmesi, kanaması, beynin oksijensiz kalması epilepsiye neden olabilir.
  • Doğum sonrası menenjit, beyin iltihabı gibi rahatsızlıklar epilepsiye neden olabilir.
  • Febril konvulziyon: Ateşe bağlı istem dışı şiddetli kasılmalar.
  • Enfeksiyon: Tüm vücudu etkileyen ya da şiddetli olan enfeksiyonlar, Febril konvulziyon'a neden olabilir.
  • Tiroid hastalıklarıTiroid bezi vücuttaki sıvı dengesinin kontrolünde önemli bir rol oynar. Sıvı dengesi ise epilepsi eğilimini belirleyen bir faktördür. Genellikle tiroid sorununun tedavi edilmesiyle epilepsi de düzelir.
  • Beslenme: Bazı insanlarda epilepsinin nedeni olarak B6 vitamini eksikliği saptanmıştır.


İdiyopatik Epilepsi:
  • Genetik: Aileden gelen, mutasyona uğramış gen.
Genel popülasyon içinde kronik aktif epilepsi oranı prevalansı % 0.5-1. İnsidansı 100 000 de 20-50 yeni olgudur. Genel nüfusun % 4’ü ömürleri boyunca en az 1 epilepsi nöbeti geçiriyor. Epilepsilerin % 40 ye yakını 16 yaş altında yaklaşık %20 si 65 yaş üstünde ortaya çıkıyor.
Tanı için öncelikle elektroensafalografi, beyin tomografisi ve/veya beyin manyetik rezonans tetkikleri ve nedene yönelik kan tetkikleri yapılması gereklidir. Epilepsinin nedeni ve tipinin belirlenmesi tedavi için çok önemlidir. Çünkü bazı epilepsi tiplerini kontrol altına alabilen ilaçlar, bazı tiplerinde kontrolden çıkmasına neden olduğu bilinmektedir. Ayırıcı tanı da senkop, tik bozuklukları, geçici serebral iskemik ataklar, kardiyak ritim bozuklukları ve psikolojik nöbetlerin de mutlaka akılda bulundurulması gerekmektedir.
Basit Parsiyel Nöbetler
Bu nöbetlerde hasta nöbet geçirirken tek bir bulgusu vardır, vücudun belirli bir bölgesini tutar. Örneğin bir ayakta ya da kolda kasılmalar seyreden epilepsi türüne basit parsiyel motor nöbetler denir. Bu türde nöbet başladığı yerde kalabildiği gibi belirli bir düzene göre ilerleyerek vücudun yarısını tutabilir. Eğer vücudun diğer yarısına geçerse bilinç bozulabilir. Nöbet durduktan sonra kasılmaların geliştiği tarafta kuvvetsizlik olabilir. Bunun dışında basit duyusal nöbetler gelişebilir bu türde bir ekstremitede, genellikle elde ve parmaklarda uyuşma-karıncalanma, yanma ve nadiren ağrı gibi kısa süren belirtiler oluşabilir. Bu belirtiler lokal olabileceği gibi vücudun bir yarısını sarabilir. Deri yüzeyinde renk değişiklikleri (kızarma-solma), sesler duyulması, kan basıncı değişiklikleri, sadece bilinç bulanıklığının eşlik ettiği birçok çeşit parsiyel epileptik nöbetler oluşabilir.
Kompleks Parsiyel Nöbetler
Basit parsiyel nöbetlere bilinç bozukluğu eşlik ettiğinde kompleks parsiyel nöbetler teriminin kullanılması önerilir. Duyusal nöbetlerde parsiyel epileptik nöbetlerden farklı olarak hissedilenler basit ışık çakması veya şekilsiz bir görüntü yerine hastanın geçmiş yaşamından bir sahne, görüntüleri, sesleri, kokuları, lezzetleri, duygularıyla tekrar yaşanır.
Jeneralize Epileptik Nöbetler
Jeneralize epileptik nöbetleri birkaç başlık altında toplamak mümkündür. Petit mal dediğimiz ve ani bilinç kaybı ile birlikte konuşma yürüme, yeme gibi motor aktivitelerin kesilmesiyle niteli şekli en sık görülenidir. Nöbet sırasında vücut pozisyonu korunur ve hasta yere düşmez, gözler bakakalmış gibidir, iletişim kuramaz ve hasta etrafının farkında değildir. Ani iletişim bozukluğu, tek bir kasta veya kas grubunda ani, kısa süreli kasılmalar v.b. şekillerde ortaya çıkabilir. Hastada bilinç kaybı oluşur. Epilepsinin acil müdahale gerektiren epileptik nöbetlerin aralarında normal dönem olmadan, art arda birbirlerini izlemesi şeklinde ortaya çıkabilir.
Tedavi
Epilepsi, mutlaka doktora başvurulması ve doktorun gerekli gördüğü sürece kontrol altında kalınması gereken bir hastalıktır. Bu durum, epilepsinin ömür boyu devam edeceği şeklinde algılanmamalı. Epilepsinin bazı türleri hasta belli yaşlara geldiğinde kendiliğinden tamamen düzelebilir ve ilaç tedavisine gerek duyulmayabilir. Ancak bu hassaslık derecesine de bağlı olabilir. Ancak bu kararı doktor vermelidir. Normal koşullarda epilepsi tanımına uygun olarak, ilk epileptik nöbeti izleyen bir yıl içinde en az bir nöbet daha geçiren hastalara antiepileptik tedavi başlanır. Kullanılacak ilaç nöbet tipine göre seçilir. Tedavide bazen tek ilaç kullanımı yeterli gelmediğinde çoklu ilaç kullanımı uygulanabilir. Tedavide ilacın kullanımından çok bu ilacın kan seviyesi tedavide önemlidir. Bazı ilaçların yeterli kan seviyesine ulaşması 14-30 gün alabilir. Tedavide asıl amaç nöbetlerin durdurulmasıdır ve verilen ilaç tedavisi ile yüksek oranda nöbetler durdurulmaktadır. Nöbetleri tam olarak durdurulmuş hastalarda tedaviye aynı ilaç ile ortalama 3-5 yıl devam edilebilir. Bu nedenle doktor tavsiyesi olmadan kullanılan ilaç kesilmemelidir. Bu sürenin sonunda ilaç kesildikten sonra tekrar nöbet geçirme riski %25 kadardır. İlaç kullanmaya başladıktan sonra ilk haftalarda ilaca bağlı vücutta bazı tepkiler görülebilir. Tedavinin başlangıcında deri döküntüleri olabileceği akılda tutulmalıdır. Tedavinin ilk bir ayı içinde birkaç kez tam kan sayımı ve karaciğer fonksiyon testlerinin kontrolü için doktora başvurulmalıdır. Tedavinin en uygun ilaç ile uygun dozda, sürede yapılması hastalığın tedavisinde çok önemlidir. Bu nedenle tedavinin her aşaması uzman hekim tarafından takip edilmelidir. Nöbetlerin tekrarlaması ve status epileptikus hali, beyinde oksijensiz kalmaya bağlı bazı etkilere yol açabilir. Her nöbet bir sonrakinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Tedavisiz kalan küçük nöbet türlerinin bir süre sonra büyük nöbetlere dönüşme olasılığı vardır. Bu nöbetlerde hastanın maruz kalabileceği merdivenden düşme, kişi sokakta ise trafik kazası, suda boğulma gibi tehlikeler vardır. Bu nedenlerle epilepsiye mutlaka müdahale edilmelidir.. Epilepsinin en önemli tedavi şekli ilaç tedavisidir. Epilepside kullanılan ilaçlar beyin hücrelerinin aşırı uyarılmasına baskı uygulayarak nöbetlerin oluşunu engeller. Bu ilaçlar her gün, önerilen dozda ve saatlerde çok düzgün bir şekilde kullanılmalıdır. Doktor çocuğun yaşını, kilosunu, nöbet tipini göz önüne alarak ilaçları seçer. İlaçları düzenli ve doktorun tarif ettiği gibi kullanmak çok mühimdir. Kullanılan bu ilaçların hastalığı tamamıyla geçirmez ama nöbetleri engeller veya sayısını azaltır. Epilepsi tedavisinin düzgün bir biçimde sürdürülmesi halinde de nöbetler devam edebilir. Tıbbın dev adımlarla ilerlediği dünyamızda hiçbir hekim epilepsili bir çocuğun anne-babasına tedavi ile nöbetlerin %100 kaybolacağını garanti edemez. Nitekim dünya istatistiklerine bakılacak olursa uygun tedavi şartlarında hastaların %60’ında nöbetlerin tümüyle ortadan kalktığı, %20’sinde tüm tedavi seçeneklerine rağmen nöbetlerin devam ettiği görülmektedir. Halen ilaçla tedaviye cevap vermeyen belli epilepsi türlerinde dünyada ve ülkemizde cerrahi tedavi olanakları geliştirilmektedir. Cerrahi müdahale, ilaçlara yanıt vermeyen hastalarda uygulanmalıdır ve epilepsi cerrahisi konusunda uzmanlaşmış özel tıp merkezlerinde yapılmalıdır. Ameliyat sırasında nöbetlere neden olan beyin bölgesi çok incelikli bir şekilde alınır. Tedaviden sonra hastaların %90'ı göze batacak şekilde gelişme göstermektedir. Epilepsi hastalarına uygulanan bir diğer cerrahi tedavi yöntemi de ayrık beyin ameliyatı da denilen corpus callosumun kesilmesi işlemidir. Fakat bu işlem birçok disfonksiyona neden olduğundan pek fazla tercih edilmemektedir. 1990'lı yıllarda nöbetleri kontrol etmenin güç olduğu durumlarda, diğer bir seçenek olarak yeni bir tedavi yöntemi bulunmuştur. Bu yeni yöntemde, boynun yan tarafında uzanan vagus siniri aracılığı ile beyne uyartılar gönderilir.
Prof.Dr. Mehmet Zülküf Önal
Nöroloji Uzmanı
Özel Medicana International Ankara Hastanesi
Ankara
mzonal@gmail.com